Tercüme ve Çeviri üzerine çalakalem…
2 Nis
Tercümenin nitelendirilmesi mümkün müdür? Bir yazının bir diğer yazıdan daha zor olduğunu söylemek mümkün müdür? Peki ya bir dilin diğer bir dilden daha zor olduğunu iddia etmek doğru mudur?
Dil ve dilbilimde ölçülebilirlik kavramının arkasındaki gerçek her zaman için tartışılmış ve imkansız olduğu düşünülmüştür. Ancak korpus dilbilim ve dile olan istatistiksel yaklaşımlar, istatistiğin bize verebileceği çok şey olduğunu ortaya koymuştur. Dilin bazı yönleri ölçülebilir ve olasılıklar üzerine kurulabilmektedir.
Dilbilim geçmişi olmayan kişiler tarafından çoğunlukla ortaya atılan sorulardan biri de bir dilin başka bir dilden zor olma ihtimali var mı sorusudur. İlginçtir ki bu konu bir çok dil bilimci tarafından çok nadiren dile getirilmekte ne yazık ki istatistiksel dil bilimde bu konuya yer ayrılmamaktadır.
Dilbilimciler bu soruyu sormaktan çekiniyorlar mı yoksa gereksiz olduğunu mu düşünüyorlar? Belki de bu soru dilbilimsel politika doğruculuğu tarafından belirlenmiş ve bir dilin başka bir dilden daha zor olup olamayacağı sorusunun sorulması “doğru” olarak bulunmuyordur. Belki de bu soruyu sormanın daha güzel bir şekli, Bir dil diğer bir dilden ne gibi farklılıklar gösterir? Şeklinde olmalıdır. Tabiki çoğumuz, bazı dilleri öğrenmenin diğerlerine göre daha zor olduğu gerçeğinin farkındayız. Bu konuya doğrudan etki yapan bazı faktörler yok değil…kişinin ana dili, Kişinin daha önceden kaç dil bildiği ve öğrenecek olduğu yeni dilin konuştuğu ana diline olan yakınlığı ve tabiki kişinin yeni dilleri öğrenme konusuna olan eğilimi ve becerisi. Ancak yine bu faktörler göz önüne alınmış olsa dahi, bazı dilleri konuşmak diğerlerine göre daha kolay veya zor olabilmektedir.
Bu konu hakkındaki görüşler Çince (Mandarin), Arapça, Lehçe, Bask dili ve Xhose olarak sıralanmaktadır. Ancak bu soruyu cevaplamaya çalıştığımızda, bu soruyu soran kişi sayısı kadar fazla cevabın olduğunu görürüz ve aslında cevaplamanın gereksiz olduğuna kanaat getiririz. Ancak istatistiksel dil bilimin adım atmaya korktuğu alanda, ikinci dil öğrenimi cesur bir şekilde atılmaktadır. Bazı dil eğitim kurumlarının bu cevaba niceliksel olarak yaklaştıklarını görmek oldukça ilginç. Amerikan ordusu (ve bunun yanında bir çok Amerikan kurum kuruluşları) dilleri I- IV arasında dört gruba ayıran bir sistem kullanmaktadır. Birinci grupta Fransızca, İtalyanca ve Flemenkçe; ikinci grupta Almanca; üçüncü grupta Tai dili ve İbranice ve dördüncü grupta ise Arapça, Çince, Japonca ve Korece…Bu metodoloji ardındaki sistem hem çok kolay hem de oldukça uygulanabilirdir…Birbiri ardına saymış olduğumuz tüm diller, kendisinden önceki dile göre daha fazla eğitim süresine ihtiyaç duymaktadır.
Pratik taleplerin çoğu zaman dilbilimci ve tercümanların nefret ettikleri farklılık çizgilerini oluşturduklarını görmek oldukça ilginç aslında. Aynı durum, tercümanların sürekli karşılaştıkları farklı metinler için de geçerlidir. Bazıları medikal ve hukuk metinlerinin en zor olduğunu düşünürken, bazıları da şiirin en zor olduğunu vurgulamaktadır. Tercüme büroları tarafından da kimi zaman bu konu gündeme gelmektedir. Genel çeviri ve uzmanlık çevirisi gibi.
28 Ara
Stephen Krashen’in dil edinimi hakkındaki beş hipotezi de, dillerin nasıl öğrenildiği konusunda okuduğum en zekice açıklamar diyebilirim. Dil öğrenimi hakkındaki bir çok akademik araştırma ya karmaşık teori ve araştırmaları içeren gereksiz yayın kaygısı içerisinde ya da doğal bir dil öğrenimi işleminde öğretmenlerin katılımı ve etkisinin ne olduğu konusunu ispatlama çabası içerisindedir.
Krashen tüm bunları yanlış çıkarmaktadır. Eğer bugün daha fazla sayıda insan onun görüşlerini takip ediyor olsaydı, daha fazla kişi yabancı dil konuşuyor olur ve daha az dil öğrenme sınıfları olurdu. Size burada Krashen’in küçük kitabında yer alan bu çarpıcı bilgilerden yalnızca bir tanesini sunuyorum.
“Eğer öğrencilere yeteri kadar kapsamlı girdi sunulabilse, öğrencilerin bu girdiden almaya hazır oldukları yapılar bu girdide zaten olacaktır. Bu yapıların orada olduğundan emin olmamız gerekmiyor; ya da özellikle bazı dil bilgisi konularına ağırlık vermemiz gerekmiyor. Eğer bu gerekçe doğru ise, bu da dil bilgisine dayalı dil öğretimininin sonu demektir.”
Krashen’in bu yazısının audio versiyonunu buradan indirebilirsiniz.
Son Yorumlar